Estetik Facia
Op. Dr. Alper Tuncel
Estetik, Plastik ve Rekonstruktif Cerrahi Uzmanı
Aslında pek fazla televizyon seyretmem, seyrettiğimde de genellikle ya bir film ya da belgesel, tartışma programı gibi programları tercih ederim. Hal böyle iken geçtiğimiz pazar günümü yoğun bir haftanın ardından evde dinlenerek geçirmeye karar verdim. Tabii sabah kahvaltı ve gazete keyfi bir yere kadar sürüyor. Derken televizyonu açıp kanallarda bahsettiğim kendime uygun içerikli programlardan birini aramaya başladım. Birden yabancı bir belgesel kanalına denk geldim. Kanalda sahsen tanımadığım bir bayan o klasik görüntülerden birinin önünde gazetecilere röportaj veriyordu.
Tabii ben de biraz evvel gazetede okuduğum ve son günlerde basında oldukça çok işlenen “estetik faciaları” haberlerinden birini henüz okumuş olduğumdan rastlantısallığın bu kadarı olur diye içimden geçirmeye başlamıştım. Fakat farkettim ki estetik operasyonların genele yayılması ile bunun doğal bir sonucu olarak başarı ve başarısızlık öyküleri de medyada sıklıkla yer almaktaydı.
Aslında medya estetik işlemlerine oldukça aşina zira, birçok televizyon kanalı Plastik Cerrahları konuk olarak alıp “estetikte son gelişmeler, burun ameliyatında yeni teknikler, izsiz operasyonlar, vb” gibi konuları çokça ele aldıkları herkesçe malum. Hatta bir tarihte eşim oturup estetik ile ilgili haber program, söyleşi yapan programları internetten merak edip çıkarttığında yüzlerce programın haftalık olarak yayınlandığını ve hatta bazılarının hergün olduğunu hayretle anlatmıştı. Demek istediğim bu kadar çok işlenen herşeyde olduğu gibi iyi kötü her sonuç basında sonuçta reyting yapıyor.
Herkes o Amerikalı milyarder “panter kadın”ı estetik faciası diye bir bahis açılır açılmaz hatırlar. Basında o kadar çok işelenen bir insandır ki çoğumuz kendisini film yıldızı falan sanıyordur. Başka bir örnek ise Michael Jackson’dır. Hep yaptırdığı estetik ameliyatlar ve kötü burun operasyonları ile hatırlanır. Estetik operasyonlar çoğu zaman halka yanlış yansıtılmıştır. Hiçbir şeyde olmadığı gibi estetik işlemlerde de kesin veya yüzde yüz diye bir sonuç yoktur. Hastaların makuul istekleri olmalıdır. Biz Plastik Cerrahlar aramızda hep bir “alt yapı”dan bahsederiz. Bu örnekse şuna benzer;bir gecekondu veya tek katlı bir bina düşünün, bu binayı yıkmadan üstüne kat çıkmaya kalmarsanız altındaki binanın tüm özellikleri sizi bağlar. Yani boyutları, taşıyıcı kolonların yapısı, oturduğu alan gibi değişkenler nedeniyle yıkmadan çıkacağınız kat ancak alt katın izin verdiği ölçüde olur. Bu da temel felsefe olarak bizim operasyonlarımıza benzer, çok büyük etli bir burundan çok küçük hokka gibi bir burun olamayacağı gibi çok dar göğüs kafesi olan bir hastaya çok iri meme protezi konamaması gibi.
Çoğu zaman “vücut imgelem kusuru” adı altında sınıflandırılan bir tür vücudunun bir kısımını veya tamamını beğenmeyen ve bunu kafasındaki şekle sokmaya çalışan insanlar bizlerin en çok uzak durması gereken hasta grubudur. Bu hastalar siz ne yaparsanız yapın yapılanı beğenemezler ve adresleri çoğu zaman Psikiatristler olmalıdır. Bu tip hastalara yapılan ameliyatların da sonu gelmez ve “panter kadın” veya Michael Jackson örneğinde olan sonuçlar ile karşı karşıya kalabiliriz.
Bir de estetik faciası başlığı altında estetik ameliyatların sonrasındaki başarı değerlendirilir. Aslında bu bu konu herhangi bir işlem sırasında oluşan her türlü kabul edilebilir riskin “estetik müdahaleler” söz konusu olduğunda kabul edilemez olmasından ya da diğer bir deyişle yüzde yüz başarı beklentisi nedeniyle olur. Burada buna katkısı olan en büyük nedenlerden biri de tabii ki estetik kaygılarla bizlere başvuran “hastaların” esasında “hasta olmaması” yani hiçbir sağlık şikayeti yokken değişim istemesidir. Oysa her tür müdahalede de çok düşük de olsa ölüm, istenmeyen veya estetik olmayan sonuçalarla karşılaşmak ihtimali vardır.
Bu nedenle cerrahi olsun yada olmasın her tür estetik müdahalenin gider müdahalelerde olduğu gibi belli başarı oranları ve sonuç vermeme riski vardır ve bu işlemleri isteyen bir birey bunu kabul etmelidir. Önemli olan Plastik Cerrah’ın geçmiş tecrübelerinden faydalanarak olmayacak olanı olacakmış gibi sunmaktan kaçınması ve gerçekçi hedeflerle ilerlemesidir. O zman riskler gerçekten kabul edilecek kadar azalacaktır.




